2 FATİHA SURESİ (1-7) Tefsir Dersleri - Mustafa İslamoğlu

home

Text of the video(*)


adım prodüksiyon
tefsiru'l-kur'an te'vilu'l-furkan
mustafa islamoğlu
fatiha suresi (1-7) 2. ders
alemlerin Rabbi olan, Rabbliğini insana gönderdiği vahiyle ispat eden, şefkat ve merhametinin bir ifadesi olarak insanı terbiye eden Allah'a hamd olsun
O'nun gönderdiği vahyi O'ndan aldığı gibi hiç bozmadan, değiştirmeden, eklemeden, çıkartmadan, aynen olduğu gibi insanlığa ileten
o vahyin başöğretmeni olan, o vahyi tebliğ ve beyan eden sevgili Peygamberimize (sav) salat olsun
onun getirdiği vahyi yaşamaya çalışan, hayatın düsturu olarak o vahyi bir hayat mizanına dönüştüren siz değerli mü'minlere selam olsun, bereket olsun, hidayet olsun
bugün Kur'an derslerimizin ilkinde Fatiha'nın tefsirini işleyeceğiz
Fatiha'ya girmeden evvel kuşkusuz her bir surenin başlangıcı olan açılışı olan ve Kur'an okumaya girerken söylememiz emredilen e'uzü besmelenin tefsiriyle söze girmek istiyorum
önce e'uzübillahimineşşeytanirraciym ne demek, bunun üzerinde bir nebze duracağım
'taşlanmış olan şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım' manasına gelen istiaze yani e'uzübillahimineşşeytanirraciym, Kur'an'ın bize aynı zamanda bir emri 13 00:03:26,556 --> 00:03:48,16K Kur'an Nahl Suresinde (ayet 16:98) ayetiyle 'kur'an okuyacağın zaman taşlanmış olan şeytanın şerrinden Allah'a sığın' diye emretmekte
yine bir başka ayet-i kerimede A'raf Suresi'nin 200. ayetinde (ayet 07:200) diye buyrulmakta
eğer şeytan sana vesvese verirse, senin gönlüne üfürürse, senin zihnini bulandırmaya kalkarsa Allah'a sığın
onun vereceği her türlü vesveseden, kalbine atacağı her türlü bulanıklık ve zihnine getireceği her türlü gölgeden Allah'a sığın' buyurulmaktadır
tabii bu hitaplar özelde Peygamber aleyhisselam'a, genelde hepimizedir
çünkü hiç birimizin kalbi ve kafası şeytanın vesvesesinden, şeytanın desisesinden, şeytanın üfürüğünden ve gölgesinden hali değildir
bu noktada e'uzübillahimineşşeytanirraciym cümlesinin, 'kovulmuş şeytanın vesvesesinden şerrinden Allah'a sığınırım' ifadesinin bizde uyandırmaya çalıştığı ruh hali üzerinde bir miktar durmak istiyorum
istiaze bir sığınma, bir ruh hali uyandırma operasyonudur
yani bir bilinç inşasıdır, insanda bir bilinç uyandırmak için istiaze emredilmiştir
niçin bir bilinç uyandırmak? çünkü bilinçsiz olarak Allah'ın vahyine muhatap olmamız istenmemekte
çünkü insan Allah'ın vahyini bir -affedersiniz- inek gibi, bir kuş gibi, bir sinek gibi, bir solucan gibi değil
Allah'ın kendisine akıl nimetini ihsan ettiği bir varlık olarak şuurlu ve akıllı bir şekilde dinlemesi, algılaması istenmekte
onun için e'uzübillahimineşşeytanirraciym bizde vahye hazırlık olsun için bir bilinç uyandırma operasyonudur
bu bilinç tamamen Allah'a teslimiyet ve her türlü yasak duygu ve düşünceye kalp ve kafamızı kapatmak anlamına geliyor
bu anlamda e'uzübillahimineşşeytanirraciym diyen bir insan 'vahyin diriltici soluğuna teslim oldum' demiş oluyor
çünkü vahiy, karşısında diri bir bilinç diri bir insan diri bir şuur diri bir yürek istiyor
bunu da zaten Kur'an'da görmek mümkün, (ayet 36:69-70)
o bir hatırlatmadır, insana özünü hatırlatma, yaratılışını hatırlatma, doğasını hatırlatmadır ve kerim bir Kur'an'dır
hemen arkasından Yasin Suresi'nde geçen bu ayet şöyle diyor; (ayet 36:69-70) Kur'an'ın indirilişi diri olan kimseleri uyarmak içindir
diri olan kimseler! demek ki Allah hitabının karşısında, vahyinin karşısında ölü ruhlar istemiyor, ölü bedenler istemiyor, şuursuz insanlar istemiyor
buradaki dirilik elbette hepinizin de anlayacağı gibi fiziki bir dirilik değil, zihni, kalbi bir dirilik
onun için (ayet 36:70) diri olan kimseyi uyarmak için
bu nedenle Kur'an, karşısında diri bir ruh, diri bir kalp, diri bir şuur istiyor
yine bir başka ayet-i kerimede (ayet 08:24) buyurulur
(yani) Allah'a ve Rasulüne (sav) sizi çağırdıkları zaman, neye çağırdıkları? diriltmek için çağırdıkları zaman davetlerine evet deyin, icabet edin
demek ki Allah'ın çağırısı rasulünün (sav) çağrısı bir diriliş çağırısıdır
kimlere bir diriliş çağrısı? elbette ki yüreğini ve zihnini diri tutanlara bir diriliş çağrısı, bu dirilişi ebedileştirme çağrısı, bu dirilişi ölümsüzleştirme çağrısıdır
onun için istiaze (yani) e'uzübillahimineşşeytanirraciym, bir diriliştir, dirilişin anahtarıdır
siz bu sözü söylemekle 'ben, ey Allah'ım, senin hitabına diri bir yürek, diri bir bilinç ve diri bir şuurla lebbeyk diyorum, buyur diyorum
buyur ya Rabbi gönlüme hitabınla, hitabını konuk et, kelamını konuk et ve ben senin emrine bu şekilde amade olduğumu duyuruyorum' demektir
istiaze, bir şeyi söylemek değil bir tavır almaktır, onun için başta okuduğum ayette (ayet 16:98) ayetindeki mana da bunu ifade ediyor
Kur'an'ı okumaya başladığın zaman kovulmuş olan şeytandan Allah'a sığın
yani (sadece) 'sığınırım de' değil, 'sığın!' bir şeyi söyle diye emredilmiyor, bir şeyi yap diye emrediliyor
neyi yapacağız? sığınma işlemini; neyle yapacağız? bilinçle yapacağız; niçin yapacağız? çünkü Kur'an, karşısında diri bir insan istiyor
onun için istiaze, e'uzübillahimineşşeytanirraciym, peygamber aleyhisselam'ın Kur'an'a başlarken yine namaza başlarken daima söylediği bir cümle idi
sadece söylediği değil yaptığı bir eylem idi, kalp eylemi idi, zihni bir yeniden inşa idi
şimdi, istiazeden sonra besmeleye geçebiliriz, bismillahirrahmanirrahiym
Kur'an'nı bir siteye benzetirseniz, muhteşem bir siteye, bu sitenin kapısı, portali Fatiha diyebiliriz
sitelerin, evlerin, konakların, sarayların kapısı insanın yüzüne benzer
insanın tüm tavırlarını, insanın korkusunu hüznünü acısını elemini yüzünden okuyabilirsiniz
işte aynen öyle, bir konağın bir sarayın bir sitenin içinin nasıl olduğunu kapısından anlayabilirsiniz
onun için Kur'an'ın da tüm özelliklerini Fatiha'ya bakarak anlayabilirsiniz
Fatiha eğer Kur'an sitesinin kapısıysa, bu kapının anahtarı da besmeledir, bismillahirrahmanirrahiym anahtarıyla bu kapıyı açarsınız
şimdi 'rahman ve rahiym olan Allah'ın adıyla' anlamına gelen besmelenin anlamı üzerinde bir miktar durmak istiyorum
besmelenin salt anlamı 'rahman ve rahiym olan Allah'ın adıyla' hepinizin bildiği gibi
başındaki 'b' harfı ilsak içindir arap dilinde yani bir şeyi bir şeye bağlamak, iki şey arasında köprü kurmak, iki şey arasında bir iletişim sağlamak içindir, bu anlama gelir besmelenin başındaki 'b' harfı
peki besmele neyi neye bağlıyor? bu ilsak niçindir? besmelenin sırrı da burada gizlidir işte, besmelenin tüm hikmetini o 'b' harfi vermektedir
çünkü besmele hayatı Allah'a bağlayan bir köprüdür; besmele eşyayı kutsala bağlayan bir bağdır; besmele yüreği Rabbine bağlayan bir kablodur
besmele dünyayı ukbaya (öbür dünya) bağlayan, geçiciyi kalıcıya bağlayan, eşyayı yaratana bağlayan, mahluku halika bağlayan muazzam bir bağdır
besmele bu anlamıyla bir hayat felsefesidir
Besmeleli insan Allah'lı insandır, bir işe başlarken Efendimiz (sav) onun için besmele çeker ve bize de çekilmesini tavsiye ederdi
Niçin? Çünkü besmele bir hayat felsefesidir dedim, besmele ile başladığınız bir iş Allah'a ısmarladığınız bir iştir
Bir işe başlarken besmele çekmenizle siz şunu söylemiş oluyorsunuz; bir, ben bu işimi Allah'lı yapıyorum, Allah'sız düşünmüyorum ben bu işi, ben bu işime Rabbimi karıştırıyorum
iki, ben bu işimi Allah sayesinde yapıyorum, O'ndan aldığım güç, O'ndan aldığım akıl, O'ndan aldığım nimet, O'ndan aldığım beden sayesinde yapıyorum
yani eğer O bana rahmet etmemiş olsaydı, ben bu işimi yaparken kullandığım el, ayak, göz, kulak, dil, dudak, zihin, eşya, para... her neyse kullandığınız her bir şey eğer O vermemiş olsaydı ben yapamazdım demektir
onun için besmele bu manada bir teşekkürdür, Allah'a teşekkür
yine besmele, bir başka anlamıyla 'ya Rabbi, senin yardımını istiyorum' duasıdır aynı zamanda
'ya Rabbi, ben bu işi yapıyorum ve yaptığımı sana da haber veriyorum ki, sen yardım edesin, sen yetişesin, sen bu işe el katasın' demektir
görüyorsunuz besmelenin nasıl bir hayat felsefesi, bir bakış açısı demeye geldiğini
onun için bu anlamıyla besmele sekülerizmi reddetmektir, yani 'Allah'ın karışmadığı hiçbir iş yoktur' demektir
onun için günaha besmele çekilmez, niçin? Allah'ın razı olmadığı şeye Allah'ın adıyla başlanmaz, ve hayatı besmeleli olan bir insan hesabı verilecek bir hayat yaşamış demektir aynı zamanda
bismillahirrahmanirrahiym'in b harfinden sonra gelen 'ism' bir görüşe göre 'sumuu' yani 'yücelik'ten, bir görüşe göre de 'alamet, işaret' manasına gelen 'vesm' kökünden gelir
tabii ki bunlar aynı zamanda iki ayrı bakış açısının iki ayrı ekolün yorumlarıdır ama ben ayrıntısına girmeyip hemen geçiyorum
yani 'eşyanın, isim sahibi olan her şeyin bir yüceliği vardır' manasına gelir eğer 'sumuu' kökünden geliyorsa, sumuu yücelik demektir, sumuu şeref demektir
yani isim sahibi olmak başlı başına bir şereftir yani var olma şerefine ermek demektir, yokluğa karşı varlık bir şeref
eğer 'vesm' kökünden geliyorsa bu sefer de şu manaya gelir: işaret, alamet; yani bir şeyin ismi o şeyin alametidir, o şeyin belgesidir; bir şeyin ismi onun niteliğini gösteren bir belge demektir anlamına gelir
Allah ismi özel bir isimdir, Fatiha Suresi içinde geçen Allah lafzını ben besmelede tefsir etmek istiyorum, ki Fatiha'nın içinde yeniden tefsir etme gereği duymayayım, onun için Allah lafzı üzerinde bir miktar durmam gerekiyor
Allah lafzı özel bir isimdir, Kur'an-i Hakim'de iki bini aşkın sayıda Allah'ın en çok geçen adıdır ve bu ad Allah'ın özel adı olması hasebiyle Allah'ın tüm güzel isimlerinin de kendisine sıfat olduğu bir mevsuftur
onun için Allahu kerimun, Allahu halikun, Allahu azizun, Allahu aliymun… diyebilirsiniz, yani Allah'ın tüm diğer isimlerini bu isme sıfat olarak kullanabilirsiniz
onun için Allah'ın bir tek ismi vardır o da Allah lafzı celalidir ki tüm diğer isimlerine sıfat olabilir, o sebeple Allah ismi celali Allah'tan başkası için hiçbir şekilde kullanılmaz
(ve bu isim) türetilmemiştir, başka görüşler olsa da yaygın görüş, herhangi kelimeden türetilmediği, müştak olmadığı yönündedir
yine çoğulu yoktur, allahlar denemez, bunu söyleyen bir kimse cehaletini göstermiş olur
yine Allah lafzı celalinin yerini hiçbir isim tutmaz, onun yerine bir başka isim geçirilemez; örneğin tanrı, örneğin ilah, (bunlar) Allah lafzının yerini kesinlikle tutmaz
ancak Allah'ın diğer isimleri ile birlikte Allah'ın has ismi olan Allah kullanılabildiği gibi Allah ismi dışındaki diğer isimler de ve sıfatlar da tek başına kullanılabilir
er-Rahman; Rahman, sıfat-ı müşebbehedir Arap dilinde, bu bir şeyin özünü ifade eder yani 'bu kimdir?' sorusuna verilen bir cevaptır
'Allah kimdir?' diye sorarsanız eğer cenab-ı hakk kendisini bize 'Rahman'dır' diye tanıtıyor, onun için er-Rahman ismi de Allah'a hastır, insana verilemez
onun için alimler, müfessirler isim olarak özel, fiil olarak genel demişler yani er-Rahman Allah'a has bir isimdir, ancak tezahürü, tecellisi tüm alemi kapsar
Allah 'Rahman' ismi sayesinde yerlere göklere lütfeder, Rahman isminin kapsamında yalnız müminler değil kafirler de vardır, yalnız canlılar değil cansızlar da vardır, yalnız şuurlular değil şuursuzlar da vardır
yani Allah 'rahman' ismi sayesinde gökleri tutmakta, hayvanları yaşatmakta, ağaçları otları ve tüm alemi, varlığı ayakta tutmaktadır, işte bu Rahman isminin bir tecellisidir
'rahiym' ismi; o ise Allah'ın, ki kelime özelliği olarak, ismi faildir, mübalağa ile ismi fail, Allah'ın fiili sıfatına delalet eder

Rahman (ismi) zatına delalet eder yani 'ey Allah'ım sen kimsin?' sorusuna Rahman'dır cevabını verebilirsiniz, peki rahiym'dir cevabı hangi soruya verilebilir? 'ey Allah'ım sen yaptığın işi nasıl yaparsın?' sorusunun cevabıdır
yani 'rahmetle yaparım (yaptığım işi), ben Rahman'ım, acıyanım, ben rahmetliyim, ben merhametliyim, ben şefkatliyim, ben sevenim, yaptığım işi de rahmetle yaparım, muamelemi rahmetle yaparım'
onun için 'rahiym' ismi fiilidir, 'Rahman' ismi zatidir, öz varlığına yönelik bir sıfattır boyuttur rahmet ama rahiym Allah'ın fiiline mütaallıktır, yaptığı her bir şeyi rahmetle yapar demektir
onun için Allah bizatihi zatında rahmetli ve fiillerinde de merhametlidir
biz besmeleyi bu manada şöyle tercüme edebiliriz; rahman özelliğiyle tüm yaratıklarına merhametle muamele eden Allah'ın adıyla, tam tercümesini bu şekilde yapabiliriz
Rahman özelliği sayesinde tüm yaratıklarına merhametli davranan merhametli muamele eden Allah'ın adıyla
besmele hüküm olarak Fatiha'dan bir ayet mi değil mi tartışmasına girmek istemiyorum, bu konuda bizden önce çok söz söylenmiş ancak besmelenin Kur'an'dan bir ayet olduğu konusu hiç kimsenin ihtilaf etmediği bir konudur
bilindiği gibi Neml Suresi'nden bir ayettir besmele, (ayet 27:30) Süleyman aleyhisselam'ın Belkıs'a yani Sebe kraliçesi Belkıs'a yazdığı mektup bu cümle ile başlıyormuş Kur'an'ın bize verdiği bilgiye göre
oradan anlıyoruz ki besmele sadece Muhammed (sav) ümmetine has bir cümle değil, bir anahtar değil, Muhammed (sav) ümmetinden önceki islam peygamberlerinin de kullandığı bir anahtardır
ve yine bu sözümüzü, bu yargımızı Kur'an'daki bir başka ayet de doğruluyor; Nuh aleyhisselam (ayet 11:41) gemiye binerken ve tüm inananlarını gemiye alırken gemi hareket etmeden yani gemiyi bu cümleyle hareket ettiriyor
(ayet 11:41) tufan yolculuğuna Nuh peygamber ve inananları böyle başlıyorlar
işte buradan da anlıyoruz ki, insanlık tarihi boyunca besmele İslam peygamberlerinin tümü tarafından bir anahtar olarak kullanılmış
bu bize neyi ifade ediyor? bu şunu ifade ediyor: evrensel değişmez değerlerin öbür adı olan İslam'ın değişmez değerlerinden biri de besmelenin verdiği bakış açısıdır
yani (bir) Allah insanın her bir işine karışır; iki, insan eğer Allah'ın yardımını istiyorsa Allah ile başlamak durumundadır; üç, insan yaptığı her bir şeyde Allah'a olan borcunu hatırlamak ve ona teşekkür etmek durumundadır
işte bu insanlığın değişmez değerlerinden birinin değişmez bir göstergesidir
bu manada besmelenin Kur'an'dan bir ayet olduğu konusunda hiç kimsenin tereddüdü yok ancak surelerin başında birer ayet mi sorusu sorulmuş ve buna farklı cevap verilmişse de
bendeniz bu konuda besmelenin surelerin başında sadece sureleri birbirinden ayırmak için yapılan bir iktibas, ayetten bir iktibas olduğu görüşündeyim
Fatiha'daki besmelenin de aynı olduğu görüşündeyim çünkü besmele ilk inen ayet-i kerime Peygamber aleyhisselam'a şöyle başlıyordu, besmeleyi emrederek başlıyordu (ayet 96:01)
(yani) Rabbinin adıyla, yaratan Rabbinin adıyla oku
demek ki, Peygambere ilk indirilen ayet besmele ile başlamasını emrediyordu, yani besmele ile başlamıyor ama besmeleyi emrediyordu
onun için peygamber işte bu emri tutarak Kur'an okumaya besmele ile başladı
onun için bendeniz Kur'an'daki tüm surelerin başındaki besmelelerin de Allah'ın bu emrine intisalen Neml Suresi'ndeki mezkur ayetten birer iktibas olduğu görüşündeyim
şimdi Fatiha'ya geçebiliriz; Fatiha adı üzerinde 'açış' demektir, 'açılış' demektir
bir diğer ismi de ummul-kitaptır yani kitabın anası
niçin kitabın anası? çünkü Fatiha tıpkı biraz önce besmele için söylediğim gerçekte olduğu gibi Fatiha da insanlığın değişmez değerleri olan islamın özünü içerir
ve Fatiha da evrensel değerleri içinde barındıran bir vahiy parçasıdır
bu manada Fatiha sadece bu ümmete değil, peygamberimizin bir hadisinden öğrendiğimize göre bundan evvelki ümmetlere de indirilen kitaplarda yer almış yani manası mefhumu yer almış bir değerler silsilesidir
onun için Fatiha da tıpkı besmele gibi zamanlar ve zeminler üstü İslamın değişmez değerlerini içerir
Mekkidir, Mekke'de nazil olmuştur
yine doğru görüşe göre Fatiha ilk inen tam suredir
ilk inen ayetler tam sure değil ama ilk inen ayetler (96:01) ile başlayan beş ayet idi Alak Suresi'nin ilk beş ya da yedi ayeti, ancak bu tam sure olarak inmemiştir
bundan sonrarki surenin diğer ayetleri peyderpey daha sonra inmiştir
lakin ilk nazil olan tam sure Fatiha'dır
onun için Kur'an'da ilk nazil olan ayetler Alak Suresi'nin ilk beş ya da yedi ayeti, ilk nazil olan tam sure ise Fatiha'dır, bu anlamıyla da Fatiha ummul kitaptır
Fatiha'nın namazla okunmaya başlaması da bunun bir başka delilidir çünkü ilk yıldan itibaren biliyoruz ki biz, müminler namaz kılıyorlardı
ve yine biliyoruz ki peygamberden bize kadar gelen nakillerde (hadis: Fatiha'sız namaz namaz olmaz) ya da buna benzer kalplarla formlarla gelen 'Fatiha'sız namaz namaz olmaz' hadis-i şerifinde ifade edildiği gibi
ilk andan itibaren müminler hem namaz kılıyorlar hem de namazlarında Fatiha'yı okuyorlardı
bu da gösteriyor ki Fatiha bazı ulemanın söylediği gibi Medine'de değil kesinlikle Mekke'de nazil oldu ve hem de Mekke'de ilk dönemlerde nazil olan bir suredir
(ayet 01:02) alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun
'elhamdu' Kur'an'da tam 38 kez geçer bu formda yani 'elhamdu' biçiminde, 38 yerde de aynı manaya gelir
Kur'an'nın hiçbir tarafında bu sözcük bir başka anlama gelmez, muhkem bir sözcüktür onun için, ikinci bir manası yoktur ve mükemmellik atfı demektir yani bir şeye mükemmellik vermek demektir
övgülerin mükemmeli sevgilerin mükemmeli tüm senaların mükemmeli tüm yüceltmelerin en mükemmeli kim içindir? Allah içindir
yani bu şu demektir: mükemmellik Allah'tan başkasına ait değildir, neyi, ne kadar güzellik varsa tanıdığımız bildiğimiz hepsini mükemmel bir biçimde Allah'a atfedebiliriz, bu, bu anlama gelir
başındaki 'el' tahsis içindir yani tüm övgüler, tüm senalar, tüm sevgiler, tüm yüceltmeler tüm mükemmellikler anlamına gelir
'lillahi'; Allah içindir, Allah lafzını yukarıda besmeleyi tefsir ederken işlediğim için geçiyorum
'Rabbil alemiyn'; nasıl bir Allah? öncelikle bu soruyu sormamızı bekliyor Kur'an ve cevabında da 'alemlerin Rabbi olan Allah içindir' diyor
demek ki özel bir seçim, alemlerin Rabbi olmak Allah'ın bize ilk duyurmak istediği özellik
sen kimsin Allah'ım? yukarıda besmelede biz böyle bir soru sorduk, O dedi ki 'Rahman'ım, onun için de merhametimle muamele ederim' bismillahirrahmanirrahiym, onu öğrenmiştik yukarıda
peki bu niye farklı geldi? Rahman olduğum için merhametimle muamele ettim, terbiye ettim alemleri ve o terbiyenin sonucu olarak da işte bu vahyi gönderdim
insanla konuştum, insana hitab ettim, insanı muhatap aldım, insana tenezzül ettim anlamına gelir
onun için Rabbil alemiyn, elhamdu lillahi Rabbil alemiyn, alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun, alemlerin terbiyecisi mürebbisi olan Allah'a hamdolsun
bu aslında 'ya Rabbi, niçin Rahman'sın, niçin Rahiym'sin?' ya da 'ya Rabbi, Rahman ve rahiym oluşunun göstergesi nedir?' diye sorarsanız işte o sorunun cevabıdır
eğer benim rahmetime benim size olan şefkat merhamet ve acımama bakmak istiyorsanız bakın sizi muhatap alıyorum
size hidayet gönderiyorum, rehber gönderiyorum, peygamber yolluyorum, kitap yolluyorum, işte sizi terbiye içindir bunlar, bu manaya gelir
yani size karışıyorum, sizi yaratıp sokağa bırakmıyorum, sizi yaratıp sizi başıboş olarak bırakmıyorum
aynen Kur'an'da buyurulduğu gibi (ayet 75:34,35,36) yani insan başıboş dolaşacağını, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
Allah'ın Rabb oluşu böyle bir kanaati yalanlıyor, işte Rabb oluşu bu anlama geliyor
'Rabb' kelimesi bir çok mana içeriyor, öncelikle 'terbiye eden, basamak basamak bir şeyi kapasitesinin sınırlarına yücelten, bir şeyi kemale ulaştıran, bir şeyi yaratan
yarattıktan sonra görüp gözeten, kollayan, onun var olması için gerekli olan zemini de yaratan, onun var olması, onun özelliklerini, hayatta kalmasını sürdürebilmek için gerekli olan ortamı da yaratan' demektir
sadece bununla kalmayıp yarattığı bu şeyi kemale ulaştıran, kapasitesinin sınırlarına taşıyan demektir
yine 'Yarattığı hakkında hüküm veren' anlamına gelir 'Rabb', hüküm veren, onun için kurallar koyan, onun tabi olacağı yasaları belirleyen, bütün bu anlamlara gelir Rabb ismi
'Rabb' Allah'ın bir isim sıfatı olarak Kur'an'da birçok yerde gelir ancak bu konuda çok ilginç bir not vermek istiyorum; Kur'an'ın ilk nazil olan 30 suresinde Allah ismi 20 defa geçtiği halde Rabb sıfatı tam 80 kez geçer
Rahman Suresi'nin dahil olduğu tasnifte 30 sure, ilk inen 30 sure yani nüzul sıralamasında iniş sıralamasında ilk inen 30 surede Rabb sıfatı Allah isminin tam dört katı geçer
bu elbette tesadüfi sayılamaz, buna tesadüf denilemez, peki nedir bunun hikmeti diye sorulacak olursa hikmeti şudur
'Rabb' ismi sıfatı müşriklerin inkar ettiği bir sıfattı, müşrikler Allah'a iman ediyorlar ancak Allah'ın Rabb oluşunu inkar ediyorlardı
bu inkarları fiili idi, işte putları bunun için ittihaz etmişler, bunun için putlara tapmışlardı
çünkü onlar uzak bir Allah'a inanıyorlardı, işlerine karışmayan, hayatlarına bulaşmayan, kendilerini duymayan, kendilerini görmeyen, çok uzak, kendilerine el uzatamayan bir Allah'a
onun için de putları aracı olarak seçiyor ve diyorlardı ki, Kur'an'ın ifadesiyle, (ayet 39:03) yani 'bu putlar Allah'la bizim aramızda aracılardır' diyorlardı
onun içindir ki ilk inen 30 surede Rabb sıfatı Allah isminin tam dört katı geçiyordu
aslında burada problem şuydu; problem Allah'a inanmama değil, Allah'ın Rabbliğine inanmama idi
bu sebeple Kur'an Allah'ı ispat etmez, Allah'ın varlığını ispat etmek için herhangi bir ayet tahsis edilmemiştir, ancak
ancak Allah'ın Rabbliğini ispat eder, Allah'ın kainatı, insanı, tüm eşyayı yarattığını ve terbiye ettiğini, onun için de kural ve kanun koyduğunu ispat eder, bu çok önemli bir noktadır
'alemiyn'; alemiyn, köken olarak bazı dilciler bunun Arapça değil Arapçalaşmış bir kelime muarrap (Arapçalaşmış) bir kelime olduğunu söylerler
ve köken olarak da yine Sami dilleri Arapça ile aynı kaynağa mensup olan İbraniceden geldiğini söylerler ki bunu kabul etmemiz için bir sebep yok
çünkü İbrani dilide Arap dili de Süryani dili de Aramice de aynı kökten gelmiş, Sami dil ailesine mensuptur kökeni aynıdır, sistematiği de aynıdır bu dillerin
ve kelimeleri incelendiğinde dil alimlerinin ortak görüşü bu dillerin aynı kökten aynı dilden türedikleri yönünde olduğu için hangisi hangisinden alınmıştır onu seçmek onu bilmek de mümkün değildir
bu noktada 'alemiyn' ifadesi alemler yani varlık kategorileri anlamına gelir, varlık kategorileri
buradaki 'alemiyn'den kasıt şuurlu varlıklardır, tüm tanıdığımız ve tanımadığımız şuurlu varlıkların Rabbi olan Allah'a hamdlerin ve övgülerin tümü O'na olsun demektir
ancak Kur'an'ın başka yerlerinde 'alemiyn' ifadesinden biz daha geniş anlamları da anlıyoruz yani bir başka ayette 'alemiyn' tüm varlığı içine alan bir anlamıyla geliyor
bir başka ayette cansızları da içine alan bir anlamla geliyor, yine bir başka ayette melekleri de kapsayan bir anlamıyla geliyor ama Fatiha'daki 'alemiyn' sadece şuurlu varlıkları kapsayan bir ifadedir
errahmanirrahiym; yine yukarıda tefsir ettiğimiz besmeleyi tefsir ederken açıkladığımız Allah'ın iki sıfatı, er-Rahman, er-Rahiym
yani özünde merhametli olan ve bu merhamet sıfatıyla varlıklara merhametle muamele eden, rahmetle muamele eden Allah içindir övgülerin tümü, anlamına gelir ki ayrıntısını verdiğim için geçiyorum
malikiyevmiddiyn; yine Allah'ın kimliği -tabiri caizse- tırnak içinde açıklanmaya devam ediyor Fatiha'da: din gününün maliki
din gününden kasıt nedir? kuşkusuz hesap günüdür
Arap dilinde meşhur olan bir söz vardır ki hadis olarak da nakledilir: (Arapça) yani 'nasıl yargılarsanız öyle yargılanırsınız'
siz başkılarına nasıl davranırsanız başkaları size öyle davranır, ne ederseniz onu bulursunuz yuvarlak anlamıyla bu anlamlara gelen bu söz meşhurdur
yani burada 'diyn' tamamen hesap günü anlamına gelir, din günü, onun için 'malik' bir okunuşta 'melik' de okunur, 'din gününün hakimi'
hesap günü varsa bir yerde, o hesap gününün de bir hakimi olması lazım, bir mahkeme varsa o mahkemenin hakimi olması lazım
malikiyevmiddiyn, hesap gününün hakimi olan Allah'a delalet eder, işaret eder
yukarıda Rahman, Rahiym isimleri geçti sıfatları geçti yani sevindik, birdenbire Allah'ın rahmetini bereketini Allah'ın acımasını şefkatini merhametini ifade eden sıfatlarla Rabbimiz bizi tanıttı
ama neden hemen arkasına bir de hesap günü ve hesap gününün de hakimi olduğunu söyleyiverdi? bu önemli
işte Kur'an'ın üslubundan biri budur, Kur'an'ın temel üslubunun dayandığı temel ölçüler vardır, o ölçülerden bir tanesi ve en başta gelenlerinden biri budur, nedir? insanı bir ümide, bir de korkuya döndürür
insanın önünde bir cennet açar, bir de cehennem açar ve iki hali de sana gösterir yani seni iki gerçeklikle karşı karşıya bırakır ve sürekli bunu yapar Kur'an
ve yine Kur'an insanın önünde üç zamana ilişkin ufuklar açar; seni önce hal ile uyarır, seni sana döndürür, sana seni hatırlatır ve içinde yaşadığın ortama kainata çevreye yere göğe bakmanı ister
onunla yetinmez, bir geçmişe çevirir, geçmişin kıssalarından anlatır sana, mazine (geçmiş zamana) çevirir hatta öyle geçmişe çevirir ki ruhunun mazisine çevirir
bir de geleceğe çevirir, istikbale, istikbal yani ebedi istikbal, ahiret hatta bazen cennet, bazılarının istikbali olan cehennem bazılarının istikbalı olan cennet ama hep hesap, hep hesap günü, hep kıyamet
işte üç zamanlı çalışır Kur'an, bu üç zamanı da insanın önüne sürekli bir perde gibi bir filim şeridi gibi dizer
neden? çünkü insan bu üç zamanı her an aklında tutarak yaşarsa o zaman diri olarak yaşamış olur, o zaman hesabını verebileceği bir hayat yaşar
o zaman her nefesinin hesabını vermek üzere dikkatli davranır, o zaman mahkemesine çıkacağı Allah'a karşı veremeyeceği bir muamele yapmaz
(o zaman) hesabını veremeyeceği bir eyleme girişmez, sorumluluğun bilincinde olur, işte takva da zaten budur
insanda bu ruh halini bu şuuru uyandırmak için Kur'an sürekli insanı mazisine (geçmişine) hale ve ebedi istikbaline döndürür
malikiyevmiddiyn de budur, din gününün maliki, hesap gününün hakimi olan Allah'a hamdlerin, övgülerin tümü olsun
ve şimdi, Kur'an zaman olarak, kip olarak farklı bir kipe geçiyor, yani O Allah'dan bahsederken şimdi samimi bir kipe yani Sen'e geçiyoruz
tamamen Allah kuluyla bu noktadan itibaren samimi bir iletişim kuruyor ve iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn
artık böyle sıfatlarla bu özellikleriyle tanıdığınız Allah'a nasıl davranırsınız ey insan? nasıl davranmam gerekir?
ve yahut da insan, ya Rabbi, tamam, seni şimdi tanıdım, sen Allah'sın, sen Rabb'sin, sen Rabbilalemiyn'sin, sen Rahman'sın, sen Rahiym'sin
sen din gününün hesap gününün tek hakimisin, peki ne yapayım ya Rabbi? diye sormuş gibi adeta şunu söyle kulum: iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn
yalnız sana ibadet ederiz, yalnız sana kulluk ederiz, yalnız senden yardım isteriz
bu, adeta yukarıdaki ayetlerin bir hitamı, bir toparlaması, bir hüküm cümlesi ki adeta yukarıdaki ayetler sırf bu sözü söyletmeye hazırlamak içindi
Fatiha'nın bundan evvelki ayetleri sırf bize bu sözü söyletmek içindi
eğer bir zat ki Allah ise, Rabb ise, alemlerin Rabbi ise üstelik, bununla da yetinmeyip Rahman ise, özünde merhamet sahibi ise, şefkatli ise ve insanlara davranışında da merhametli ise
yine ebedi mahkemenin de hakimi ise, ey insan, sen O'na nasıl davranman gerekir? işte şöyle davranman gerekir: iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn, yalnız O'na tapman ve yalnız O'ndan yardım istemen gerekir
böyle olan bir Allah'ı bırakıp da başkasından yardım istenir mi? bu özellikleri taşıyan bir Rabb bırakılır da başkasına kulluk edilir mi? demektir bu aynı zamanda iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn
tabii bu, tevhidin özünü ifade eden bir ayet, adeta la ilahe illellah kelime-i tevhidinin tefsiri gibidir bu; iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn
işte tevhid kelimesi aslında bu ayetin bir devamı olarak söylenmelidir, yalnız sana tapar, kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz çünkü la ilahe illellah, Allah'tan başka ilah yoktur, birbirini bütünler
onun için tevhidin özünü açıklayan bir tefsirdir şerhtir bu ayet
şirkin her türünü, her türünü inkar etmek demektir bu ayeti okumak, çünkü gramer olarak da iyyake mef'uldur, tümleçtir
Arap dilinde Arap dil yapısına göre sentaksına göre tümleçler sonra gelir ama bu ayette tümleç yüklem ve özneden sonra gelmesi lazım gelirken, yüklem ve özneden önce gelmiş, niçin?
şunun için: 'yalnız sana' manasını vermek için; yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz
şirki reddetmektir bu, şirkin her türünü
şirk sadece putlara tapmak anlamına gelmez, Allah'a verdiğiniz, Allah'a karşı sorumlu olduğunuz, Allah'a karşı yapmanız gereken bir şeyi O'ndan başka birine karşı yaparsanız onu o konuda Allah'a ortak koşmuş olursunuz
Allah'ın her isim ve sıfatında bu tevhidi insanın bizatihi hem fikri hem fiili hem kavli hem kalbi olarak yaşaması gerekiyor ki muvahhid bir müslüman olsun
muvahhid bir müslüman tevhidi sadece kalbinde değil hayatında eyleminde ve her bir işinde düşüncesinde duygusunda gösteren bir insandır, yaşayan bir insandır
onun için tevhid komple bir hayat biçimidir, bir yaşam tarzıdır, bir yaşam standardıdır
onun için tevhidi sadece la ilahe illallah demek olarak adlandırmak, şirki de sadece putlara tapmak olarak adlandırmak kadar sakattır
ne şirk sadece puta tapmaktır, ne de tevhid sadece la ilahe illellah cümlesini söylemektir
bu cümle tevhidin uzun bir listesinin altına imza atmaktır
ve şirk de en gizlisi gece vakti kara bir karıncanın kara bir taş üstünde yürüyüş izine, ayak sesine benzer bir şekilde
en gizlisi işte bu kadar seçilemeyecek, bu kadar farkedilemeyecek kadar çeşitleri olan bir hadisedir şirk
onun için şirk deyince aklımıza, gözümüzün önüne sadece belli taştan yontulara tapmak gelmemeli, bunun çok çeşidi olduğunu
ve en gizlisinin peygamberin hadisinde tarif ettiği gibi gece vakti kara taşın üstünde yürüyen kara karıncanın ayak izinden daha gizli olabildiğini bazı çeşitlerinin unutmamak gerekiyor
bu noktada insan, inanan bir insan Allah'tan başkasına elbette ki tapamaz, lakin Kur'an'da başka ayetler görüyoruz, şöyle (ayet 36:60) diyor mesela ayet, (yani) 'şeytana kulluk etmeyin'
bu ayetin ifadesinden, bağlamından anlıyoruz ki aslında ayette şeytana kulluk etmeyin denilen kimseler şeytana tapan yezidiler falan değil, bunlar tamamen Allah'a inanan, hatta müminler
niçin müminlere 'şeytana kulluk etmeyin, şeytana tapmayın' denilsin ki? şeytana itaat etmek, onun dediğini yapmak şeytana kulluk etmek olarak adlandırılıyor ayette
onun için bir şeye kayıtsız şartsız itaat etmek adeta ona kulluk etmek olarak adlandırılır
ve buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliyoruz: kayıtsız şartsız itaat edilecek tek otorite Allah'tır, biz bunu çıkarıyoruz bundan
yine kulluk etmenin bir başka biçimini asr-ı saadet'te yaşanmış bir olaydan anlıyoruz
Adiy Bin Hatem (ra) Hıristiyan bir papaz iken müslüman oluyor, Peygamber'in (sav) yanına bir kez geldiğinde Peygamber (sav) şu ayeti okuyor: (ayet 09:31) metnini de okuyayım
(yani) onlar ahbarlarını, papazlarını, hahamlarını, din adamlarını Allah dışında, Allah'ı bırakıp Rabb edindiler, Rabbler edindiler
Adiy Bin Hatem (ra) diyor ki Peygamber'e (sav): aman ya Rasulallah, biz onlara secde etmiyorduk ki? biz onlara rüku etmiyorduk ki? biz onların önünde namaz kılmıyorduk ki?
Peygamberimiz (sav) hemen açıklıyor: yok, bu demek değil ki o tapmak, işte yanlış bir tapma anlayışını orada düzeltiyor yani tapmak sadece onun önünde yere kapanmak değil, ne peki?
onlar size bir şeyi yasaklıyor, siz de ona uyuyordunuz; onlar Allah'ın yasakladığı bir şeyi size serbest kılıyor, siz ona tabi oluyordunuz; Allah'ın serbest kıldığı bir şeyi size yasaklıyor, ona tabi oluyordunuz
yani onları emir ve nehiyde otorite olarak görüyordunuz, onları sizin hayatınızın ilkelerini belirlemede otorite olarak görüyordunuz, işte bu onları Rabb edinmektir, buyurdu (efendimiz <sav>)
bu, peygamber'in (sav) yaptığı bu tefsir bize şunu gösteriyor: yani bir başkasına kulluk etmek, bir başkasını Rabb olarak görmek sadece firavun ve nemrud'un yaptığı gibi 'ben en büyük tanrıyım' demesi gerekmiyor
ya da onun önünde insanların secdeye kapanması gerekmiyor, onu (insanı) Allah'ın sadece Allah'ın sahip olduğu otoriteyi ona (insana) vermek, onu (insanı) o otoriteye ortak etmek, ona (insana) tapmak anlamına geliyor
işte bu manada da iyyakene'buduveiyyakenesta'iyn, aslında, sevgili dostlar, Fatiha'nın her namazın her rekatında okunmak zorunda olması bize şu ruhu vermek için
ey insanlar, Fatiha'nın ifade ettiği gerçekleri her gün o kadar çok ihlal ediyorsunuz ki, bu gerçekleri günde bu kadar çok hatırlamaya muhtaçsınız, çünkü bu kadar çok unutuyorsunuz
onun için hayatınızın her anında siz Allah'a kulluğu ihlal ediyorsunuz, hayatınızın her anında siz bu gerçekleri unutuyorsunuz
onun için de bir günde namaz kılan bir müslüman en azından 17 kez, en az, farzlarda, eğer nafileleriyle beraber hesap edersek 40 küsür kez Fatiha'yı okuyor ve bununla Rabbisine iman tazeliyor
aslında bir bilinç uyandırmak içindir, kuru kuru bir tekrar değildir fatiha
ama heyhat! bugün Allah'ın ne dediğini anlamayan insanlar bir ömür boyu, değil günde 40 küsür kez, bir ömür boyu binlerce okudukları Fatiha'dan habersiz yaşıyorlar
ve namazda Fatiha'yı okuduğu halde namazdan çıkar çıkmaz Fatiha'yı yalanlayacak bir yığın iş yapıyorlar
bunun da sebebi, öncelikle Fatiha'nın ruhunu anlamadıkları, önce lafzını anlamıyor, sonra yani Allah'ın ne dediğini anlamıyorlar bir, daha sonra Allah'ın ne demek istediğini anlamıyorlar
yani hem dediğini anlamıyorlar, hem de ne demek istediğini anlamıyorlar; hem lafzı anlamıyorlar hem manayı anlamıyorlar
işte bunun için de kıldıkları namaz hayatlarında bir şeyi değiştirmiyor, oysaki o namazlar bir zamanlar bir neslin hayatını değiştirmişti, o zamanlar değil bir nesli, bir dünyayı değiştirmişti
hatırlayın; çölün ortasında bir avuç yiğit insan işte bu Fatiha ile yer yüzüne bir güneş gibi doğan İslam'ın taşıyıcılığını yapıyordu
onun için onların hayatında bir şeyleri değiştiren Fatiha niçin bizim hayatımızda değiştirmedi? sorusunu her müslümanın sorması gerekiyor
ihdinessıratalmusteqiym; şimdi duaya geçiyoruz, aslında Fatiha başlı başına bir dua olarak da adlandırılabilir, okunabilir, dua niyetine okunabilir
bundan önceki ayetler Allah'a yakarmanın, Allah'a yalvarmanın adabını öğretiyor bize: Allah'a yalvaracağınız, Allah'tan bir şey isteyeceğiniz zaman ey insanlar, önce Allah'a hamd edin, önce Allah ile başlayın, besmele çekin
ondan sonra hamd edin, ondan sonra Allah'ı ululayın ve onun Rahman, Rahiym isimlerini söyleyin, o sıfatları hatırlayın, Allah'ın acımasını bağışlamasını hatırlayın
ondan sonra Allah'ın celalini de hatırlayın, mahkemenin, büyük mahkemenin hakimi olduğunu da hatırlayın ve şu iki şeyi de iyi yapın: yani yalnızca Allah'a kulluk edin ve yalnızca ondan isteyin
ondan sonra işte elinizi kaldırıp istediğinizi isteyebilirsiniz ama bu isteyeceğiniz şeylerin ilki şu olmalı, ilki şu olmalı yani 'Allah'tan bir tek şey iste' denildiği zaman siz ilk olarak şunu istemelisiniz
çünkü siz ne isteyeceğinizi bazen unutuyorsunuz, bazen Allah'tan büyük şeyler isteyecek yerde çok küçük şeyler istiyorsunuz, oysaki Allah büyüktür, büyük Allah'tan çok büyük bir şey isteyin, ne isteyin?
ihdinessıratalmustekiym, hidayet isteyin, ki hidayet en büyük ödüldür, hidayet hiçbir servetin yerini tutmaz, hiçbir servet hidayet kadar olmaz, hidayeti elde eden yeryüzünün tüm hazinelerinden daha bir şey elde etmiştir
Allah bir insana hidayet vermemişse yeryüzü senin olsa, yeryüzünü verse ne olur? hidayet vermişse hiçbir şey vermezse ne kaybedersin? çünkü ebedi mutluluğun anahtarını vermiş demektir
onun için hidayet isteyin Allah'tan, Allah'tan istemenin adabı budur, ondan sonra başka şeyler isteyin ama önce hidayet isteyin
ihdinessıratalmustekiym, bizi dosdoğru yola ilet
sevgili dostlar, hidayet ne demektir? öncelikle bunu açmam lazım
bakınız, Allah'ın hidayeti bize sadece vahiyle gelmedi, Allah bize vahiyden önce de hidayet etti, tarih öncesinde hidayet etti, işte misak bu hidayettir yani tabiatımıza hidayeti yerleştirdi
her insanın bozulmamış fıtratı, Allah'ın insana verdiği tabiat bir hidayettir, bozulmamıştır, o saftır, onun için o bizatihi fiili bir hidayettir, peşin bir hidayet
onunla yetinmedi Rabbimiz, bir lütuf daha yaptı bir de akıl verdi, işte ikinci bir hidayet
onunla da yetinmedi bir lütuf daha yaptı, vicdan verdi, vicdanın kendisi de bir hidayettir, onun için vicdanına tabi olanı vicdan doğru yola götürür eğer kirlenmemişse, eğer mahvolmamışsa, eğer vicdan hala varsa o insanda
evet, işte bütün bunların üzerine, bunlarla yetinmedi, akıl, fıtrat ve vicdan hidayetlerinin üzerine dördüncü bir hidayet olarak bir de kitapları gönderdi
işte ihdinessıratalmustekiym diyen bir insan 'bizi dosdoğru yola hidayet et' diyen insan aynı zamanda şunu demiş olur: beni özüme döndür, beni fıtratıma döndür
beni vicdanıma döndür yani vicdanımı kirletme ve vicdan muhasebemde beni vicdanımın çağırdığı yola döndür, çünkü insanı vicdanı hep hayra çağırır
yine 'beni bozulmamış aklımın gösterdiği yere döndür, aklıselimin yoluna, sağduyunun yoluna döndür' ve yine bununla bir insan 'beni kitabının çağırdığı, vahyinin çağırdığı, mesajının gösterdiği yola döndür' demiş olur
ihdinessıratalmustekiym diyen işte aslında üçü kendi bünyesinde, biri de dışında bulunan bu dört hidayeti istemiştir
tabi bu bir arzudur, bu bir istektir, Cenab-ı Hakk bu isteğe hemen Kur'an'ın karşı sayfasında Fatiha'nın karşı sayfasında cevap veriyor bu isteğe
(yani) elif lam mim, zalikelkitab: bu kitap var yaa; lareybefiyh: şüphe yok, bu kitapta şüphe yok, tereddüt yok bu kitapta; hudellilmutteqiyn: Allah'a karşı sorumlululuğunun bilincinde olanlar için hidayettir, yani 'buyur' diyor, işte bu kitap hidayet, sen ne arıyorsun?
ama öncelikle fıtrat, vicdan ve akıl hidayetine tabi olmayanlara bu kitap ne diyebilir ki?
bakınız, Allah bu kitabı insanlığın eline uzatalı 1400 yıl oldu ve biz bu kitapla yıllardır haşır neşiriz (içli dışlıyız), söyler misiniz, bizim için neden gereği gibi hidayete dönüşmüyor?
çünkü fıtrat, çünkü vicdan, çünkü akıl hidayetlerine yapışmadık da onun için bu hidayet yani yazılı hidayet de bize bir şey söylemez oldu
sıratalmustakiym: dosdoğru yol; sırat yol demek, mustakiym 'istikamet' buradan gelir, dosdoğru, eğrisi olmayan bir yol
aslında sıratalmustakiym nedir? diye sorulacak olursa tefsir olarak, Kur'an'dır diyenler olmuş müfessirlerden, islam'dır diyenler olmuş
ki Tirmizi'de geçen bir hadis Nevvas bin Sem'an'dan (ra) naklen gelen bir hadise göre Peygamberimiz (sav) de sıratalmustakiym'i islam olarak tefsir ediyor
(Efendimiz hadiste diyor) Allah insanın önüne dosdoğru bir yol çizdi diyor, bir yol verdi, bu sıratalmustakiym'dir buyuruyor; ve bu yolun iki kenarına duvarlar yaptı, bunlar Allah'ın hudududur
bu duvarda kapılar açtı, bunlar şeytanın ve nefsin oradan insanı imtihan için, Allah'ın insanı imtihan için hücum edeceği kapılar; bu kapılara birer perde gerdi diyor, işte onlar da Allah'ın yasaklarıdır diyor Peygamberimiz (sav) Tirmizi'deki hadisinde
bu yolun içinden bir davetçi doğru yola çağırıyor, yolu gösteriyor; bir de yolun başından bir davetçi çağırıyor; yolun başından çağıran davetçi Kur'an'dır, buyuruyor; yolun içinden çağıran davetçi ise, davetçi ise İslam'dır, buyuruyor
yani Peygamberimiz (sav) yolu insana işte yolun içinden çağıran yani insanın bizatihi önünü aydınlatan davetçi olarak, sıratalmustakiym'i İslam olarak gösteriyor, bu güzel teşbihte ifade edildiği gibi sıratalmustakiym islam'ın dosdoğru yolu
yine bir başka hadisi hatırlıyorum, Peygamber (sav) toprağa -diyor Ravi- bir çizgi çizdi, bu çizginin dışında da çizgiler çizdi, o çizgiye dikine çizgiler çizdi ve
'bu çizgilerin hepsi Allah'ın yolunun dışındaki yollardır, bu yol ise, bu tek yol ise Allah'ın yoludur, buradan giden kurtulur' buyurdu, dedi, diyor
ki, biz de zaten bu ayetten bunu anlıyoruz
devam, ediyor: sıratalleziyneen'emtealeyhim; bu yolun nasıl bir yol olduğunu öğrenmemiz için bu ayeti yine Fatiha tefsir etmeye devam ediyor: kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, kendilerine nimet verilenlerin, verdiklerinin yoluna
şimdi bunlar kim? kendilerine nimet verilenler (kim)? bendeniz şöyle düşünüyorum: Fatiha'yı Rasulüllah (sav) okuyordu, Peygamber (sav) okurken neyi kastediyordu?
Peygamber (sav) bu sureyi namazda okurken 'ya Rabbi, beni dosdoğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna'; kuşkusuz Peygamber (sav) bu sureyi okurken kesinlikle şunu kastetmiş olması lazım: kendisinden evvelki tüm Peygamberlerin yoluna
ki, Kur'an'da da bu gerçeği vurgulayan ayetler görüyoruz, bu ayetlerden birinde 'onların yoluna uy' deniliyor, Peygamberler sayılıyor, 14 tane peygamber ardı ardına sayılıyor ve hemen arkasından deniliyor ki 'onların yoluna uy, ittiba et, tabi ol'
demek ki Peygamber (sav) Fatiha'yı okurken kendisi bizatihi kendisinden evvelkilerin yoluna uyması için dua ediyor, ya Rabbi, onların yoluna beni yönlendir, diyor
bu neyi gösterir? islam'ın evrenselliğini, zaman ve zeminler üstülüğünü gösterir, yani islam Muhammed aleyhisselam'la başlamadı, İslam Allah insanla konuşmaya başladığında başladı
islam insanlığın değişmez değeri, Muhammed aleyhisselam ise bu yolun en son rehberi ve son kılavuzu, Kur'an da bu yolda insana verilmiş son haritadır
onun için biz her Fatiha'yı okurken aslında insanlık tarihi içerisinde yürüyen tüm salih insanların yolunda yürüdüğümüzü hatırlıyoruz
ve Fatiha ile şunu diyoruz: ya Rabbi, insanlık seli içerisinde bir çizgi var ki, ben o çizginin arkasını takip ediyorum, ben evrensel doğrunun peşindeyim ya Rabbi, bunu demiş oluyoruz
tabi Peygamber (sav) bunu Fatiha'yı okurken kendisinden evvelki peygamberlere tabi oluyordu
sahabe okurken onlar da kendisinden evvel peygambere uyan, peygamberlerin sahabelerine yani havarilerine uyuyordu, onlar da onu diyorlardı: ya Rabbi, sen bizi bizden evvelki peygamberlerin havarileri nasıl onlara tabi olmuşsa bizi de bu Peygamberin onlar gibi arkasından yürüt
biz de ne diyoruz? biz de buradan bakarak: ya Rabbi, sahabe ve peygamberler içinde olmak üzere önceki peygamberlerin sadık ümmetleri hangi yoldan gitmişse bizi de o yola ilet
herkes kendi bulunduğu kategoride daha önceki salihleri, daha önceki kurtulmuşları, daha önce nimet verilenleri anmış oluyor ve böylece aynı zamanda bir teşekkür de ifa edilmiş oluyor yani ebedi yolun yolcularına ebedi bir teşekkürdür Fatiha
bu şunu da gösteriyor: sıratalleziyneen'emtealeyhim, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, bu nimet kuşkusuz nedir? diye soracak olursanız öncelikle bu nimetin İslam olduğunu yukarıda sıratalmustakiym'de açıklamıştık
hidayettir bu nimet, ibadettir bu nimet, ihsan budur işte yani iyyakene'budu bu nimetin istenmesidir, yalnız sana ibadet ederim, işte yalnız O'na ibadet edebilecek bir hidayete kavuşmak en büyük nimettir
yalnız O'ndan isteyebilecek bir imana kavuşmak en büyük nimettir, işte bu nimetin kendisine verildiğinin yoluna iletmesini istiyoruz Rabbimizden
bu ayetin verdiği bir nükte daha var, o da şu: ya Rabbi, ben bu yolda tek başıma değilim ki, benden önce yürüyenlerin arkasından devam ediyorum; ya Rabbi, ben senin yoluna senin yolundaki insanların ardından gitmek istiyorum
ben senin yolunda tek olduğumu söylemiyorum, senin yolunda bir çok insan var ve o insanlar aracılığıyla beni menzil-i maksud'e doğru yürüt, beni rızana doğru yürüt
beni yolunda daim kıl, beni yolunda daim kılarken senin yolunda olanlarla beraber kıl, onlarla beraber olmamı nasip et, demiş oluyor
çünkü burada aynı zamanda 'na' zamiri yani 'biz' zamiri bir ümmete delalet eder, yani her namazda Fatiha okurken insan ümmeti hatırlar, sadece kendisine dua etmiş olmaz, tüm ümmete dua eder
beni demez, 'ihdiniy' (beni) demez, 'ihdiniy' derse namazı yenilemesi gerekir çünkü manayı bozmuş olur, 'ihdina' (bizi) der, yani 'beni hidayete ulaştır' değil 'bizi hidayete ulaştır', burada bir "biz" şuuru veriliyor
kim o biz? bizim fırka? bizim parti? bizim cemaat? bizim tarikat? bizim mezhep? bizim meşrep? hiçbiri değil
o biz kim? bizim ümmet, evet, Muhammed aleyhisselam'a ümmet olmuş her bir şahıs, eğer geçmişleri de kastedersek islamın ebedi yolunda yürüyen ve tüm islam'ın peygamberlerine tabi olan salih insanlar
o biz o kadar geniş ki, işte o bize selam verirsiniz namazı bitirirken, esselamu aleyküm ve rahmetullah diye siz o milyonlarca hatta milyarlarca olan bize, o siyah o beyaz o sarı ırktan olan, o Avrupalı o Afrikalı o Asyalı kardeşlerinize selam verirsiniz
o biz şuurunu terkeden aslında Fatiha'yı terketmiş olur, o biz şuurunu yalanlayacak işler yapan ümmeti parçalayan ümmeti bölen hangi gerekçeye dayanarak olursa olsun Fatiha'yı yalanlamış olur, namazda okuduğu Fatiha'yı namazdan sonra yalanlamış sayılır, namazı da ona hayır etmeyecektir
gayrılmeğdubialeyhim; yukarıdaki ispatıydı, burada da nef'i (değilleme) var şimdi: kendilerine gazablanılanların yoluna iletme; veleddalliyn: ve sapıtanlarınkine de iletme
yani yukarıda ispat vardı burada nef'i var, çıkarma var, değilleme var, iki tane değilleme var, kim bu iki değillemeden kastedilen? yani gazaba uğrayanların yoluna değil, bir de sapıtanlarınkine değil
aslında gazaba uğrayanlar aynı zamanda sapıtmış değiller miydi ki ayrıca bir de veleddalliyn geliyor? gazaba uğramak sapıtmaktır, sapıtmak da gazaba uğramaktır çünkü sapıtmaktan daha büyük bela mı vardı?
aslında bunun ikisi de aynı değil miydi ayrı ayrı geliyor? işte bu soruya cevap olmak üzere Peygamberimiz (sav) Fatiha'nın bu son ayetini Tirmizi'de geçen bir hadiste ve diğer birçok kaynakta da farklı varyanylarıyla geliyor bu hadis, şöyle tefsir ediyor
gazaba uğrayanlar arasında Yahudiler de vardır, yani Yahudiler gazaba uğrayanlardandır
hadisin bir tahsis eden varyantı var form olarak yani gazaba uğrayanlar Yahudilerdir biçiminde, zaten bu formu tartışılmış sahih olup olmadığı konusunda birçok söz söylenmiş
ama bir başka formu var ki bu sahih bir kaynaktan geliyor, senetle geliyor, o formu da şu: gazaba uğrayanlardandır Yahudiler, yani gazaba uğramak sadece Yahudilere özgü bir şey değil ama onlar gazaba uğrayanlar içindedir
sapıtanlardan da Hıristiyanlardır, yani Hıristiyanlar da sapıtanlardan bir kısımdır
bu haddizatında bize şu gerçeği söylüyor: biz her Fatiha'da 'ya Rabbi, bizi Yahudileşmekten, bizi Hıristiyanlaşmaktan koru' diyoruz
bununla şunu demiş oluyoruz: ya Rabbi, Yahudiler gibi dinimizi törenselleştirmekten bizi koru; ya Rabbi, hıristiyanlar gibi dinimizi vicdanileştirmekten, dinimizi sekülerleştirmekten bizi koru
yine bir başka açıdan şunu söylüyoruz, peygambere davranış açısından: ya Rabbi, Yahudilerin peygamberine yaptığı gibi bizi Peygamberimize hakaret etmekten koru, Peygamberimizi aşağılamaktan ve küçültmekten koru
öbür taraftan da, ya Rabbi, Hıristiyanların peygamberlerine yaptıkları gibi peygamberimizi ilahlaştırmaktan bizi koru
görüyorsunuz, aslında tarih çizgisi içerisinde iki sapmaya iki temel sapmaya bir temayül olarak bakıyor Kur'an ve bizi de buna dikkat çekiyor yani Yahudileşmek bir eğilimdir, bir temayüldür
yoksa gazaba uğramış millet olmaz, Allah hiçbir kavmi gazaba uğratmaz, bir kavimden olmak gazaba uğramanın gerekçesi olmaz, bu Allah'a hakaret olur, hiç kimse içinde doğacak kavmi kendisi seçmiyor
ama gazaba uğramak bir mantıktır, Yahudileşme mantığıdır; Hıristiyanlaşma mantığı da sapıtmaktır, işte bu manada Yahudileşme mantığı dini törenselleştirir, dini biçime hazfeder
Hıristiyanlaşma mantığı, sapıtan mantık ise dini vicdana hapseder, dini insanın içine hapseder, yüreğe hapseder, ikisi de sapıtmadır, ikisi de hakkın dışında bir yöntemdir
işte bu ikisinden kaçınmamız ve bu iki yoldan geri durmamız için her gün her namazda her rekatta gayrılmeğdubialeyhimveleddalliyn veleddalliyn diyoruz
değerli dostlar, Fatiha'nın hükmü uzun fıkhı mübahaselere konu olmuş, bu noktada her namazda okuduğumuz Fatiha'nın namazda okunmasının hükmü konusunda birden fazla görüş ortaya çıkmış islam fakihleri arasında
bazı fakihler Fatiha'nın namazda okunmasını vacip olarak nitelendirirken bazı fakihler farz olarak nitelendirmişler ve Fatiha'nın okunmadığı bir namazın sahih olmayacağını söylemişler, onlar delil olarak Peygamber'den (sav) gelen (HADİS: Fatiha'sız namaz namaz olmaz) hadisini göstermişler
tabii, aslında bu iki farklı görüşün dayandığı kaynak aynı, dayandığı delil aynı ancak Fatiha'nın farz olmadığını Fatiha bilinmemesi halinde Kur'an'dan başka bir sure ya da üç kısa ayetin okunabileceğini ileri süren görüş de
yine Kur'an'dan bir başka delil getirmişler: (ayet: 73:20) ayetini yani 'ondan kolayınıza geleni okuyunuz' ayetini delil getirerek hanefiler başta olmak üzere Fatiha dışında da bir ayetler grubunun ya da surenin okunabileceğini söylemişler
bunun dışında namazda Fatiha'nın cemaatla kılınan namazda nasıl okunacağı konusunda da ihtilaf olmuşsa da bendeniz bu konuda tüm tarafların delillerini bir araya getirip sahih delillerin hepsile de amel etmenin mümkün olduğu düşüncesinden yola çıkarak,
imamın açıktan okuduğu namazlarda cemaatin Fatiha'yı susup dinlemesini, (ayet 07:204) ayetine binaen; imamın gizli okuduğu namazlarda ise cemaatin Fatiha'yı okumasını bu hadise dayanarak daha uygun olacağı yönünde görüş beyan ediyorum
vahyin bize öğrettiği bu muhteşem duaya ta yürekten amin diyor, Rabbimizden Fatiha'lı bir ömür, Fatiha'nın bize verdiği bize sunduğu hayat tarzına uygun bir hayat nasip etmesini niyazlıyor
sözümüzün başında hamd ile girdiğimiz gibi söze, sözümüzün sonunda da yine Kur'an'dan bir başka ayeti hatırlayarak (ayet 10:10) iddiamızın, davamızın, ömrümüzün tüm hasılatı ve son sözümüz Rabbimize hamddir diyoruz
esselamu aleyküm
Akabe Vakfı'na katkılarından dolayı teşekkür ederiz
çoğaltım hakları Adım Prodüksiyon'a aittir

(*): If a transcript is not set in the URL query, we show the last of the list of available transcripts. Note that "ASR" transcripts come from the voice recognition software at Youtube.

(**): Alternate views, such as the scriptboards generated by the /sb/ url, are derived work and then they are only linked and indexed for creativeCommon license. Note that they also depend of the availability of snapshots and text.

2 FATİHA SURESİ (1-7) Tefsir Dersleri - Mustafa İslamoğlu

(**)  

VideoID: YT/p1HI4xhQHs4

License: youtube from channel YT:user:Yusuf Altunok

Youtube CategoryID:

Duration: ISO 8601 PT1H29M12S = 5352.0 seconds

FreeBase Topics:   ;   ;   ;

 
English (default)
 
Turkish

About this site | The code for this webservice is available under Affero AGPLv3 license in repository github:arivero/transcriptsearch.

You can link a single page without publicity by adding the tag "&pub=no" in the URL.

But note that in any case this site has cookies. Read about our cookie policy.